22 Ekim 2015 - 06:47
Terör örgütü dememek lazım, onlar öfkeli sünniler

IŞİD'E MASUMİYET KARİNESİ

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Ankara katliamına kadar gelip dayanan IŞİD terörünün Türkiye'deki zuhur etkenlerinin listesinde başa Davutoğlu'nun “Terör örgütü dememek lazım, onlar öfkeli Sünniler” lafını yazmak gerekir. Bu aklın menşei, hiç kuşku yok “Bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz” diyen politik tasavvurdur.

2012 başlarıydı. Tüccar siyasetin mimarları, üzerinde büyük puntoyla “hazard” uyarısı yazılı tekfirci terör oyuncağıyla daha yeni oynamaya başlamıştı. Aklı eren herkes o oyuncağı bırakmaları için çok uğraştı. Olmadı, başaramadılar. Zarar her geçen gün büyüdüğü halde obsesif hırsla oyuncağa sıkı sıkıya sarıldılar.

Tüccar siyaset, Amerikalılar IŞİD'i terör örgütü ilan ettiğinde ayak sürüyerek de olsa söylem kervanına katıldı. Oysa kısa süre önce eski rejimden bakiye Baasçı politikacı ve subayların ihanet ve kumpasıyla icra edilen operasyonla Musul IŞİD'e kazandırıldığında gözleri ışıldıyordu. Manşetlerden sevinç içinde “IŞİD Bağdat kapısında” diye haykırıyorlardı. Irak halkı ayağa kalkıp IŞİD'i geldiği yere kadar kovalayınca suratları düştü, moralleri bozuldu, hevesleri kaçtı.

Epeyce bağlandıkları ve bu yüzden kolay vazgeçemedikleri tekfirci terör oyuncağı, Suriye ve Irak'ta şimdilerde can derdinde. Oraya buraya kaçışıyor, karanlık köşelere, kuytulara gizleniyor ama her gizlendiği yerin tozu attırıldığında bu kez oradan firar ediyor. Belli ki bu kovalamacanın akış yönü de Türkiye'ye doğru. Bölgenin uzmanları, Türkiye üzerinden Suriye'ye üşüşen onbinlerce tekfirci teröristin firar yolunun yine Türkiye patikası olacağını çok erken bir vakitte söylemişti. Bir de mali, askeri ve lojistik desteğe yüksek dozda bağımlılıklarının onları hâmilerine karşı da saldırganlaştırdığını ikaz ettiler. Mesela Lübnan'da Saad Hariri'nin, teröristlere kendi bankasından yaptığı maaş ödemesinde küçük bir aksama yaşandığında adamın bankasını başına geçirdikleri gözler önünde cereyan etti. Bahsi geçen uzmanlar, IŞİD'in Türkiye'nin başkentinde, sesi Saray'dan duyulacak kadar yakında, Meclis'e birkaç kilometre mesafede katliam yapmasına “Daha bu başlangıç” diyerek hepimizi korkutuyor. Çünkü tecrübelerden biliyoruz ki, tekfirci teröristin desteğe bağımlılığı, destek kesildiğinde bütün öfkesini tedarikçisine yöneltecek boyutta iflah olmaz, şifa bulmaz, yatışmaz, tedavi kabul etmez bir maraz.

Bu hakikati Ankara'daki zevatın da biliyor olduğunun kanıtı, IŞİD eylemi olduğunu bas bas bağıran Ankara katliamı için apar topar “Delil yokken suçlu aramayın” çıkışıyla ön kesmeye çalışmasıydı. Davutoğlu ise aynı telaşın karikatürü oldu. Şöyle dedi: “İntihar bombacılarının listesi elimizde ama eylem yapmadan tutuklayamayız, burası hukuk devleti”

Her gün hakaretlerle anıp sürekli hedef gösterdikleri sosyo-politik muhite yönelik IŞİD katliamından bile “saldırı hepimize” deyip mağduriyet devşiren AKP hepimize nutuk felci geçirtti. Kalakaldık.

IŞİD'in Ankara katliamı konusunda elde hiçbir bilgi, istihbarat, delil, karine, işaret, emare bulunmasaydı ve hiçbir analiz de bu eylemi tarif etmeye izin vermeseydi hadi neyse. Oysa elde bolca delil, istihbarat, karine, emare vardı, dünyada ve Türkiye'de yapılan bütün analizler Ankara katliamını IŞİD'in gerçekleştirdiğini tespit ediyordu. Erdoğan buna rağmen “elde delil yokken suçlu aramayın” dedi. Böyle deyince de olağan, bariz, belirlenmiş, teşhis edilmiş suçlu olan IŞİD'in nasıl olup da masumiyet karinesinden yararlandırılmaya çalışıldığını Türkiye ve dünya hayretle izledi.

Devletin zirvesinde doğal ve olağan şüpheliye ilişkin teşhisin püskürtülmeye çalışılması, üstelik IŞİD'in başka bir sürü terör örgütünün arasına karıştırılarak farkedilmez hale getirilmesi hepimizi fazlasıyla tedirgin etti.

Ankara katliamında eldeki güçlü karinelere bakarak IŞİD'in suçlu olduğunun dile getirilmesinde Türkiye'nin zararına herhangi bir şey görünmediği halde Erdoğan'ın bu değerlendirmelere sert tepki göstermesi ve IŞİD'i masumiyet karinesinden yararlandırmaya çalışması bu dönemin en anormal işlerinden biridir.

Suriye ve Irak'ta senelerdir kıtır kıtır masum kesen, çoluk çocuk katleden, cami, çarşı pazar bombalayıp kitlesel kıyım yapan yeryüzünün en vahşi terör örgütü IŞİD'i masumiyet karinesi kalkanının ardında korumaya almak artık zıvana kalmadığının ve şirazenin dağıldığının ispatı.

Gazetecilere ve yazarlara karşı önleyici tutuklamaların cömertçe kullanıldığı bir sırada IŞİD için “delil yok, suçlu ilan etmeyin” demek ve “intihar bombacılarını biliyoruz, ama eylem yapmadan tutuklayamayız” yaklaşımını mükemmel demokrasininin eseri saymak insanı hayattan bezdiren abukluklar. Amerika ve Rusya, terör konu olduğunda önleyici operasyonu başka ülkelerin topraklarında bile yapıyorken, öyleyse Türkiye'nin de böyle davranması ve IŞİD'le mücadeleyi bataklığında yapması gerekiyorken, idarecilerimiz Türkiye toprağında dahi önleyici operasyon yapmaya isteksiz, yahut aciz.

“Canlı bomba listesi elimizde ama eylem yapmadan tutuklayamayız” diyen yahut Suruç katliamını yapan intihar bombacısının yakalandığını başarı olarak anlatan Başbakan Davutoğlu, iş görmez raporu almak için bunun ötesinde daha ne demeli?

AK Parti muhitinin komple kaçıkları “IŞİD dış güçlerin oyuncağı” sloganını haykırmayı cin fikir sanabilir. Bu hengamede, “IŞİD terör örgütü değil, öfkeli Sünniler” diyen Davutoğlu'yla ne yapacakları da kendi sorunları, bizi ilgilendirmez. Fakat IŞİD'in Türkiye'yi imha için planlar kurup harekete geçen dış güçlerin oyuncağı olduğuna inansalar “IŞİD birinci tehdit değil” derler mi?

IŞİD'i devletler Türkiye'ye karşı kullanıyorsa örgütü bir numaralı tehdit ilan edip üzerine gitmek ve kullanılamaz hale getirmek gerekirken “bir numaralı tehdit değil” ne demek oluyor? Suruç, Diyarbakır, Ankara katliamlarına gizlilik kararı alıp dosyayı karartma kararı IŞİD'den ve onu kullanan devletlerden başka kime cesaret verdi? Bunlar IŞİD'i kullanışlı hale getirme kararları değil mi? Dosyayı karartmak, örgütün faaliyet alanını genişletmekten başka hangi işe yarar? IŞİD katliamlarının dosyalarını takip edilemez yapmak, gazeteciler ve hukukçuların dosyadaki bağlantıları deşmesine mani olmak kimin yararına? Suruç dosyası kapatılmasa eldeki bilgiler eşelenip belki çok ilginç ve detaylı bilgilere ulaşabilecekken dosyayı karartan hükümetin neden böyle davrandığını izah etmesi lazım gelmez mi?

Galiba bütün sorun, IŞİD iş makinesinin, Rakka'dan sonra Musul'dan Bağdat'a kadarki sahayı tesviye edeceği, kendilerinin de TOKİ kafasıyla oraya politik bina konduracağı umuduydu. Iraklılar IŞİD makinesini şarampole yuvarlayıp devreden çıkarınca Bağdat'a pirince giderken eldeki bulgurdan olmayla yüzyüze geldiler.

Yazık olan şu ki, bu kumarın zarar edeni hep Türkiye halkı oluyor. Ya ülkenin muhtelif kentlerinde hayatlarını kaybederek ya da ekonomik, sosyal, kültürel kayıplarla.

KENAN ÇAMURCU